14 Kasım 2018 Çarşamba

Hızlı Kilo Vermenin Zararları

            Yoğun bir diyet ve spor programı uygulayarak kısa sürede fazla kilolardan kurtulmak pek çok kişinin hayalidir. Ancak, sağlıklı şekilde kilo verme hızlı değil dengeli biçimde olmalıdır. Normal şartlar altında, vücut yapısına bağlı olarak haftada ortalama üç kilogramdan fazla kilo kaybı sağlığı riske atabilir ve istenmeyen durumları ortaya çıkarabilir.

Hızlı Kilo Kaybı Gerçekçi Olmayan, Düzensiz Sonuçlar Yaratır

            Bir birey günlük kalori alımını büyük ölçüde azaltırsa, vücudu hayatta kalma moduna girer ve sadece fazla vücut yağını değil, aynı zamanda su ve yağsız kas dokusunu da kaybetmeye başlar. İlk kilo kaybı sonuçları cesaret verici görünse de, kilo verme hızı kısa sürede yavaşlar. Dolayısıyla sonucun sürekliliği olmaz.

Vücutta Yağsız Kas Dokusu Kaybı Olur

            Vücut, her zaman en son depolanmış yağları enerji kaynağı olarak yakma eğilimindedir. Ama kalori alımı büyük ölçüde azaltılırsa, vücut yağsız kas dokusunu tüketmeye başlayacaktır

            Bu durum, metabolizma hız dengesini de bozacaktır. Yağsız kas dokusu kaybetmek, kilo kaybının daha ciddi bir tıbbi durum tarafından yönlendirilmediği herhangi bir koşulda sağlıksız ve uygunsuzdur.

Enerji Azalması Gözlemlenir

            Vücudun etkili ve verimli bir şekilde çalışması için gerekli besin maddelerinin tüketilmemesi, günlük aktiviteleri zorlaştıracaktır. Öte yandan, sürdürülebilir ve sağlıklı bir beslenme planı takip etmek, daha tutarlı bir kilo kaybı sağlar, tüm aktiviteleri gerçekleştirmek için gerekli olan günlük enerji de depolanmış olur.

Beslenme Yetersizliği Farklı Sağlık Sorunlarına Yol Açar

            Herhangi bir kilo verme programı ile ilgili en önemli endişelerden biri beslenme yetersizliği olasılığıdır. Beslenme eksikliği, vücudun sürekli olarak işlev göstermesi için gereken besinlerin, vitaminlerin, minerallerin, kompleks karbonhidratların, sağlıklı yağların ve aminoasitlerin yoksun olduğu zamanlarda ortaya çıkar. Vücut besinsel olarak yetersiz kaldığında ciddi hastalık riskleri oluşur.

Hızlı Kilo Kaybı Beslenme Bozukluklarını Tetikler

            Kilo verme uğruna aşırı yeme ya da dengesiz beslenme gibi sorunlar, anoreksiya veya bulimia gibi ciddi beslenme bozuklarıyla değiştirilmeye çalışılmamalıdır. Bu hastalıkların tedavisi oldukça güçtür ve geri dönüşü olmayan sonuçlara neden olabilir, hayati tehlike yaratabilir.
Tüm bu negatif olasılıklar değerlendirildiğinde, hızlı kilo vermenin oldukça olumsuz etkileri olduğu görülmektedir. Bu yüzden kilo vermek için sağlık ve düzenli bir beslenme ve spor programı takip edilmelidir.


3 Kasım 2018 Cumartesi

Psikolojik Mide Bulantısı: Nedenleri, Belirtileri ve Tedavisi

Psikolojik Mide Bulantısı Nedir?


            Psikolojik sorunların insan sağlığına birçok olumsuz etkisi vardır. Bunların en başında da sindirim sistemi rahatsızlıkları gelmektedir. İkinci beynimiz olarak adlandırılan sindirim sistemimizi sıkıntı, stres, üzüntü oldukça fazla etkilemektedir. Özellikle de mide bulantıları ve ağrılarına sebep olmaktadır. Birçok insan strese bağlı mide bulantısı tedavisi üzüntüden mide bulantısı tedavisi aramaktadır. Çünkü bu sorunu çoğu insan yaşamaktadır. Mide bulantısının psikolojik nedenleri arasında; stres, heyecan, üzüntü, panik atak, anksiyete yer almaktadır. Genel olarak sorunlar kişide var olan psikolojik rahatsızlıkların veya ani duygu değişimlerinin yemek borusu, mide ve bağırsakları etkilemesi ile oluşur. Kişilerin yaşamakta olduğu sıkıntılar en çok sindirim sistemini ve midesini etkiler ve bunun sonucunda da şiddetli mide ağrıları, bulantıları ortaya çıkar. Özellikle de kişilerin bir anda heyecanlanması, korkması veya üzülmesi mide sıkıntılarına davetiye çıkarmaktadır. Yaşadığı sorunlar sonucunda şiddetli mide krampları ve bulantıları yaşayan birçok insan vardır.


Psikolojik Mide Bulantısının Belirtileri Nelerdir?


            Psikolojik olarak sıkıntılar yaşadıktan sonra veya ani ruh değişimlerinden sonra başlayan psikolojik mide bulantısı sadece bulantı ile değil aynı zamanda çok farklı şekillerde de kendini göstermektedir. Bunların en başında gelenleri ise yemek yerken boğazda olan takılma hissidir. Bunun devamında da zaten bulantı ve kusma yaşanır. Mide de şişkinlik, sürekli geğirme isteği, karın ağrısı, titreme olabilir. Aynı zamanda hazımsızlık, tokluk ve dolgunluk hissi, mide yanmaları da görülebilir. Kişide genel olarak problem yaşandığı dönemlerde veya tüm zamanlarda aşırı bir iştahsızlık hali görülür. Bunun yanında ishal de görülebilir. Psikolojik mide bulantısı ve iştahsızlık kişide aynı zamanda aşırı bir kilo kaybına sebep olacaktır. Bu da kişiyi psikolojik olarak daha da çöktürecek ve hastalıklara karşı daha savunmasız hale getirecektir. Eğer ki psikolojik sorunlarınız ve bununla birlikte aşırı mide bulantılarınız varsa veya yaşadığınız sıkıntı, stres veya üzüntü gibi durumlarda anında iştahınız kesilip mide bulantıları yaşıyorsanız bunun sebebi psikolojik mide bulantısı olabilir. Kısa vadede sizin uzanarak veya sakinleşerek çözebileceğiniz derecede bu durumu yaşıyor olabilirsiniz ancak çok şiddetli ve uzun vadede sizde kilo kaybı, çeşitli hastalıklar gibi sonuçları doğuracak kadar şiddetli bir rahatsızlık ise doktora ve psikoloğa görünmek sizin için oldukça faydalı olacaktır.



Psikolojik Mide Bulantısı Tedavisi


            Adından da görüldüğü üzere psikolojik temelli yaşanan bu probleme sadece fizyolojik bir problemmiş gibi yaklaşmanız kısa süreli çözümler sağlayacaktır. Yaşadığınız şeyin psikolojik olduğunun bilincine varıp buna uygun olarak psikolojik sıkıntılarınızı da çözme yoluna gider ve bu konuda istikrarlı olursanız bu sorunu atlatabilirsiniz. Ancak psikolojik mide bulantısı için ilaç alıp kafanıza göre kullanmamalısınız. Mutlaka profesyonel kişilerden yardım almalısınız. psikolojik bulantisi tedavisi doktorlar ve psikologlar eşliğinde yapılmalıdır. İlk olarak yapmanız gereken yaşadığınız psikolojik sorunu belirlemek ve bu konuyu nasıl çözebileceğiniz hakkında gerek yakınlarınızdan gerekse psikologlardan yardım almaktır. Örneğin panik atak veya anksiyete rahatsızlığı olan biri olabilirsiniz. Bu sorunu çözmek için öncelikle psikolojik rahatsızlığınızı bilmeli onu çözmeye en azından size olan zararını minimum düzeye indirmeye uğraşmalısınız. Psikolojik rahatsızlığınızın belirlenmesi için de bir psikolog ile görüşmelisiniz. Doktorun size uygun gördüğü ilaçları kullanmalı ve tavsiyelerini dinlemelisiniz. Tedavi sürecinde ne kadar istikrarlı olursanız o derece bir iyileşme göreceksiniz.

Psikolojik Mide Bulantısı İçin Neler Yapılmalı?


            Stres, kaygı, korku ve üzüntü gibi durumlardan sonra aşırı bir mide bulantısı ve ağrısı yaşıyorsanız öncelikle doktora başvurmalısınız.  Eğer ki mide bulantisina ne iyi gelir diye düşünüyorsanız bunu bulmak için önceliğinde bulantınızın sebebini ve derecesini bilmelisiniz. Psikolojik bir sorununuz varsa bunu öğrenmeli ve doktorunuzun önerdiği şekilde tedavi yöntemini uygulamalısınız. Bunları yaptıktan sonra yaşadığınız sorundan daha az etkilenmek için alabileceğiniz tedbirler bulunmaktadır. Bunların en başında yaşadığınız psikolojik soruna yaklaşımınız veya genel olarak hayatta karşınıza çıkan sizi üzen, korkutan ve kaygılandıran şeylere olan yaklaşımınız gelmektedir. Sorunlarınızı gözünüzde büyütmemelisiniz. Ani bir problemle karşılaştığınızda uzanarak, oturarak ve derin derin nefesler alarak kendinizi sakinleştirmeye çalışmalısınız. Hiç bir sorunun çözümsüz olmadığını bilmeli ve kaygılarınız minimuma indirmek için uğraşmalısınız. Bunun için psikologlardan ve sevdiklerinizden yardım alabilirsiniz.

            İkinci mesele ise beslenme. Eğer sürekli kaygıya bağlı bir mide bulantısı yaşıyorsanız kesinlikle beslenmenize çok dikkat etmelisiniz. Aşırı fast-food tüketimi, alkol, kafeinli içecek tüketimi mide bulantısını tetikler. Bu sebeple alkolden ve kafeinli içeceklerden olabildiğince uzak durmalısınız. Çoğunlukla evden beslenmeli böyle bir şansınız yoksa bile en azından dışarıda daha sağlıklı olan yemekleri tercih etmelisiniz. Aşırı tuzlu ve baharatlı yiyecekler de mide bulantısını tetikleyen bir başka etkendir. Bundan dolayı yemeklerinizde tuzu ve baharatı olabildiğince az kullanmalısınız. Yemeğinizi yerken acele etmeden, küçük parçalar halinde ve bolca çiğneyerek tüketmelisiniz. Akşam yedi veya sekiz saatlerinden sonra yemek yemeyi bırakmalı acıktığınız durumlarda da hafif atıştırmalıklar tüketmelisiniz. Psikolojik sorunlarınızı çözmeye çalışıp beslenme konusunda da yediklerinize dikkat ettiğiniz sürece bulantılarınız gözle görülür biçimde azalacaktır.


1 Kasım 2018 Perşembe

Dermatolojik Rahatsızlıklar


            Dermatoloji, deri bilimi olarak da bilinmekle beraber cilt hastalıkları ve bu hastalıkların tedavisiyle ilgilenen bilim dalıdır. Dermatoloji deri, tırnak, saç, cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve bu hastalıkların tedavisi ve benzeri hastalıkların tanı ve tedavileriyle ilgilenmektedir. Deri hastalıklarının tekrarlanmasını ve kronikleşmesini önlemek ve hastaların sağlık durumlarını iyileştirmek için hastalıkların iç veya dış kaynaklı olup olmadıklarını öğrenmek tedavinin ilk aşamasında büyük önem göstermektedir. Başlıca cilt hastalıkları şunlardır: uçuk, vitiligo, saç hastalıkları, leke, sedef hastalığı, ben, damar beni, sivilce, egzama ve benzeri hastalıklar.


Fiziksel Sebeplerle Meydana Gelen Cilt Hastalıkları

            Çeşitli kimyasallar, kesici aletler, yanıcı maddeler ve benzeri sebeplerden dolayı oluşan tahrişler, yanıklar, kesikler ve benzeri rahatsızlıklar bu gruba girmektedir.

Parazitler Sebebiyle Meydana Gelen Cilt Hastalıkları

            Mantar hastalıkları, bitlenme, uyuz gibi hastalıklar bu kategorideki hastalıklara birer örnektirler. Bunların dışında pire, kene ve benzeri böceklerin ısırmaları ve cildi etkilemelerinden meydana gelen cilt üzerindeki rahatsızlıklar da bu gruba girmektedir.

Mikroorganizmalar Sebebiyle Meydana Gelen Cilt Hastalıkları

            Bu cilt hastalıklarına yol açan mikroorganizmalar genellikle deri iltihaplanmalarına yol açmaktadır. Bu mikroorganizmalar; deri üzerindeki yanıklar, kesikler, egzamalar, böcek ısırıkları ve benzeri yaralar üzerinde oluşabilecek iltihaplara yerleşerek deri bozukluklarına sebep olmaktadırlar. Deri iltihaplanmalarına aynı zamanda dermatit denir. Cüzzam, frengi ve deri veremi bu kategorideki cilt hastalıklarına girerler ancak bu hastalıkların oluşmalarının sebebi, bu kategorideki diğer hastalıkların oluşma şekillerinden daha farklıdır. Bu nedenle bu hastalıklar spesifik enfeksiyonlar olarak adlandırılmaktadır.

Alerjik Sebepli Cilt Hastalıkları

            Bu gruptaki cilt hastalıkları en sık rastlanılan cilt hastalıklarıdır. Bu gruptaki hastalıklardan bazıları şunlardır: kurdeşen, egzama, quincke ödemi, kontakt dermatit, serum hastalığı. Alerjik deri hastalıklarının oluşmasına sebep olan etkenleri tespit etmek için hasta ve çevresi araştırılır, çeşitli testler yapılarak alerjiye sebep olan etkenleri bulabilmek için gerektiğinde hasta bulunduğu çevreden uzaklaştırılır. Bu sebepler; çiçek tozları, bazı ilaçlar ve benzeri pek çok etken olabilir.



29 Ekim 2018 Pazartesi

Çoğul Gebelik Nedir


Gebelik Nedir?

            Gebelik genellikle annenin doğumdan önceki olayı olarak bilinmektedir. Gebelik anne karnında bebeğim ilk oluşumdan doğuma kadar olan süreçtir. Doğuma kadar olan bu bebeğin süreci ise doğumdan sonra da devam etmektedir. Gebelik süreci önemli bir süreç olduğu için hassas bir şekilde takip edilmeli ve doktor kontrolleri aksatılmadan devam edilmelidir.

Anne Çocuk İlişkisi 

            Anne çocuk ilişkisi daha hassas olarak bilinmektedir. Bu ilişkinin temel özellikleri ise annenin ruh durumunun iyi bit seviye de olması çok önemlidir. Anne çocuk karşı uyguladığı davranış biçimleri de çok önemli bir konumdadır. Bir çocuğun ilk sevip temas kuracağı kişi anne olacağı için annenin çocuk üzerinde çok önemli bir rolü bulunmaktadır.

            Bir çocuğun anneyle olan bağını gösteren bir kanıtta çocuğun anne ve babayı taklit etmesidir. Bu taklitler çocuğun gelişimini ve öğrendiği izlenimleri aktarmasının birer ispatıdır. Bu da demektir ki her çocuk fiziksel özellik, zeka, hâl ve hareketleri yönüyle öz kardeşlerden bile farklılık göstermektedir. Bu farklılık ise çocuğun kişiliği ve gelişimi konusunda büyük rol oynamaktadır.

Çoğul Gebelik 

            Çoğul Gebelik yumurta hücresinin döllenmeye başlamasıyla oluşan bir süreçtir. Çoğul gebelik tek bir yumurta hücresinin döllenme sonrasında iki ve ya daha fazla eşit hücreye bölünmesi ve bu bölünme sonrasında embriyonun gelişim göstermesi sonucu oluşan gebeliktir. Tüm ikiz gebeliklerin üçte ikisi çift yumurta ikizi olduğu ise doktorlar tarafından kanıtlanmıştır. Çoğul gebeliğin görülme oranları ise ülkeden ülkeye değişim göstermektedir. En düşük görülme ise Japonya olarak bilinmektedir. Çift yumurta ikizliği anne adayının doğum sayısına ve de anne yaşının ilerlemesine göre de daha sık görülmektedir. Anne rahmine birden çok embriyo gönderilme ise şuan da yasak olarak bilinmektedir.


26 Ekim 2018 Cuma

Gebelikte Hastalıklara Karşı Doğru Beslenme


Gebelikte Beslenme

            Hamilelerin besin depolarının yeterli olması, hem kendi sağlıkları için hem de bebekleri için çok önemlidir. Bebeğin fiziksel, zihinsel ve ruhsal gelişimi öncelikle anne adayının kaliteli ve dengeli beslenmesine bağlıdır. Anne adayının, gebelik sürecini sağlıklı bir şekilde geçirmesi de doğru beslenmesine bağlıdır. Hamilelerin vücutlarına her zamankinden daha fazla besin alması gerekmektedir. Yetersiz beslenme sonucunda hamilelerde ve bebeklerde çeşitli rahatsızlıklar görülmektedir. Gereğinden fazla beslenme de sağlık açısından tehlikelidir. Bebeklerde, hamilelikteki fazla kilonun sebep olduğu çeşitli hastalıklara, doğum sonrası rastlanmaktadır. Annelerde de doğum sonrası ideal kiloya dönme şansı, eğer hamilelikte dengesiz ve aşırı beslenilmiş ise azalmaktadır.

Gebelikte Tüketilmesi Gereken Besinler

            Hamilelikte anne çocuk sağlığının korunabilmesi için, 10-12 kilo alınması yeterlidir. Gebe olan kişinin normal bir kişiye göre her gün ortalama fazladan üç yüz kalori alması gerekmektedir. Doğru beslenme için kalsiyum, protein, demir hapları, C vitamini, folik asit, lifli gıdalar önemlidir. Bebeğin sekizinci haftadan itibaren kemik ve dişleri oluşmaktadır. Bunun için gebenin günlük 500 mg fazladan kalsiyum alması gerekmektedir. Kalsiyum içeren besinler; süt, yoğurt, peynir, yeşil yapraklı sebzeler gibi. Brucella, tifo gibi hastalıklardan korunabilmek için süt ürünlerinin kaliteli, hijyenik, pastörize olması ve asla açıktan alınmaması önemlidir. Protein, vücut için en gerekli besindir. Hamilelikte fazladan her gün 20 gram protein alınması gereklidir.

            Protein; kırmızı ve beyaz et, süt ve süt ürünleri, yumurta, balık ve kuru baklagillerde bulunmaktadır. Proteinler ile balıkta bulunan omega 3 ve omega 6, bebeğin hem zihinsel hem fiziksel gelişimi için vazgeçilmezdir. Demir içeren besinler; pekmez, üzüm, kırmızı et, yumurta ve kuru baklagillerdir. Demir içeren besinlerle C vitaminini birlikte yemek daha faydalıdır. Besinlerle yeterli alınması zor olduğu için genellikle hamileler demir hapları kullanmaktadır. Demir eksikliği; halsizlik, bitkinlik, uykusuzluk, kansızlık, nefes darlığı, çarpıntı, erken doğum, ölü doğum gibi ciddi sorunlara yol açmaktadır.

            Gebeliğin ilk haftalarından itibaren B9 vitamini yani folik asit alınması, bebeğin sinir sisteminin gelişmesi için gereklidir. Yeşil sebzeler, yer fıstığı, fındık, karnabaharda bulunmaktadır. Folik asit eksikliğinde preeklampsi görülür. Lifli gıdalar tüketmek, kabızlık ve barsak tembelliğini önlemektedir. Lifli gıdalar; kepekli ekmek, kepekli makarna, yulaf ezmesi, barbunya, pırasa, bezelye, ahududu gibi besinlerde vardır. Gebelerin ayrıca bol miktarda sıvı almaları; idrar yolu enfeksiyonu, solunum yolu enfeksiyonu, oligohidramnios, kabızlık, ishal gibi hastalıkların önüne geçmektedir. Magnezyum da gebelerde krampları ve kabızlığı giderir. Yiyecekleri çok iyi yıkamak gebelik sırasında vücutta oluşması muhtemel toxoplasma parazitini önlemektedir. Anne adayı her bireyin, mutlaka jinekologlarla iş birliği içinde olması, hem kendi hem de bebeğinin sağlığı açısından önemlidir.
  


22 Ekim 2018 Pazartesi

Psikolog kimdir? Psikolog Ne Yapar?

Psikolog kimdir?


İnsanlar günlük yaşam içerisinde farklı duygular, olaylar yaşarlar. Yaşanan bu durumlar bazen insanların mutlu olmasına neden olurken bazen ise tam ters duyguların gelişmesini tetikleyebilirler. Yaşanan zorlukların üstesinden gelme noktasında insanlar çoğunlukla herhangi bir zorluk yaşamamasına rağmen bazen ise bu zorluklar, insanların duygu durumunu ve psikolojilerini etkilemeye başlar. Bu noktada  psikolog devreye girmelidir.
Yaşanan zorlukların oluşturduğu duygu durumu insanların yoğun kaygı, öfke duymalarına neden olabileceği gibi bir takım psikolojik rahatsızlıklara da dönüşebilir. Hayatın içerisinde yaşanan boşanma, afetler, ani ölümler vb. durumlar insanların duygu durumlarını ve dolayısıyla da psikolojilerini fazlasıyla etkilemektedir. Bu tip durumlarda psikoloğa başvurulmadığı takdirde çok ciddi sonuçlar ile karşılaşılabilir.
Toplumda psikoloğa başvurulması konusunda bazı ön yargılar bulunmaktadır. Psikoloğa başvuran kişilerin akıl sağlıkları yerinde olup yaşadıkları duygu durumundan dolayı odaklanma sorunu yaşarlar. Bu noktada psikoloğa başvurulmazsa büyük bir hata yapılmış olur ve sorun çok daha fazla büyür.

Psikolog Ne Yapar?

Psikolog, en az lisans eğitim alan uzmanlardır. Lisans eğitiminden sonra ise klinik ve farklı sertifika eğitimlerinin alınması da söz konusu olabilir. Yani psikologların eğitim süreçleri süreklidir. Bu eğitimler sonucunda psikoterapi yapma kabiliyeti kazanan psikologlar, insanların bu alanda yaşamış olduğu sorunları çözme noktasında önemli bir rol oynamaktadır.
Aktif bir dinleyici olan İzmir psikolog başak dalda kileci danışanlarını eleştirmeden, yargılamadan ve anlamaya çalışarak dinler. Bastırılmış ve olumsuz niteliğe sahip olan duygularla gelen insanların süreç sonunda duygularını tam olarak tanımlamaları psikolog tarafından sağlanır. Bu da sorunların çözülmesi adına son derece önemlidir.
Psikolog, süreç içerisinde danışanın kendini tanımasına ve duygularını netleştirmesine yardımcı olur. Bu adımlardan sonra ise değiştirilmek istenen duygu ve düşüncelere ağırlık verilir. Bu da insanların sorunlarından kurtulmasına ve sonraki yaşamlarında karşılaşacakları sorunların üstesinde gelme noktasında daha rahat olmasını sağlayacaktır.
Psikoloğa Başvurmadan Önce Bilinmesi Gerekenler
Psikoloğa gitmekten çekinen ya da gidecek kişilerin bilmesi gereken hususların başında gizlilik gelmektedir. Psikolog ile danışan arasında yapılan konuşmaların tamamı gizlidir ve üçüncü bir kişiye aktarılması söz konusu değildir. Bundan dolayı psikoloğa duygu ve düşüncelerin tamamı çekinmeden açıklanabilir. Böylece sorunun çözümü çok daha kolay olacaktır.
Merak edilen hususlardan birisi de terapi sürecinin ne zaman biteceği ya da kaç seans görüşme yapılması gerektiğiyle ilgilidir. Bunun tam bir cevabı yoktur maalesef. Terapi bir süreçtir ve sürecin nasıl gelişeceğine bağlı olarak süresi değişkenlik gösterebilir. Seanslar ortalama olarak 1 saat sürmektedir. Nadiren de olsa bu sürenin üstüne çıkılabilir. Toplu olarak yapılan yani aile terapilerinde bu süre 90 dakika ya da daha fazla olabilmektedir.


Terapi Sürecin Nasıl İşliyor?

Terapi sürecinin ana aktörü  psikolog olmayıp danışanlardır. Bu sürecin nasıl işleyeceği ya da ne kadar faydalı olacağı danışanların kendilerini ifade etmeleriyle direkt olarak ilgilidir. Unutulmamalıdır ki bu gönüllü olarak alınan bir hizmettir. Bundan en iyi şekilde istifade etmek için danışanların rahat, kendi duygularını ifade etmekten korkmayan bir şekilde davranması gerekmektedir.
Terapilerde ilk önce danışanların neden burada oldukları anlaşılmaya çalışılır ve kişilerle ilgili bir takım bilgiler alınır. Danışan tarafından paylaşılan duygu ve düşünceler bir süre sonra sorunları ve bunların kaynağının ortaya çıkmasını sağlayacaktır. Burada psikolog aktif bir dinleyici olmasının yanı sıra danışanların bir takım düşüncelerini daha rahat ifade etmesi için de yardımcı olurlar. Sorunlar tespit edildikten sonra ise yine uygun yöntemler kullanılarak bunların giderilmesi süreci başlar. Böylece insanlar kendilerini rahatsız duygu ve düşüncelerden kurtularak normal yaşantılarına geri dönebilirler.
İzmir psikolog Başak DALDA


16 Ekim 2018 Salı

Doğum Sonrası Anne Ve Bebek Bakımı


Doğum Sonrası Anne Ve Bebek

            Dokuz aylık sürecin sonunda bebeğiniz doğduğunda onu kucağınıza aldığınızda yeni bir serüvenin başrol oyuncuları olan anne çocuk için bir takım bakım süreci de başlamış olmaktadır.

Annenin Bakımı

            Normal veya sezaryen doğum sonrası dikiş yeri için verilen ilaçların doktorumuzun bize verdiği kullanım talimatına göre kullanmalıyız. Emziren annenin beslenme konusunda çok titiz davranmalı ve bol su tüketmelidir. Doğum yapan annelerin adet düzensizlikleri olabilir, emzirmeden sonra düzelecektir.

            Doğum sonrası banyo yapılabilir ama tercihen ayakta yıkanılmalıdır. Annelerin bu dönemde perine bakımına dikkat etmeleri gerekir. Temizliği önden arkaya yapmalı ve bu bölgeye temastan özenle kaçınmalıdır. Aksi takdirde mikrop bulaşması kaçınılmazdır.

            Doğumdan sonra meme bakımında da özellikle meme uçları ılık su ve temiz bir mendil yardımı ile temizlenmelidir. Emzirme esnasında oluşan çatlaklar için doktorumuzun verdiği kremleri kullanım şekline dikkat ederek meme uçlarına uygulamalıyız.

Bebek Bakımı

            Doğumdan hemen sonra bebek emzirilmelidir. Ancak ilk haftalarda emzirmede düzensizlik yaşanabilir. İlk önce sabırlı olarak her iki memeyi de eşit derecede bebeğin emmesini sağlamalıyız. İlk altı ay sadece anne sütü ile beslenmesi yeterlidir. Altı aydan sonra ek gıdalara geçilebilir.

            Bebeğin ilk aylarda 7-8 defa dışkılaması normaldir ve sadece anne sütü ile sarı ve cıvık olur. Bebek büyüdükçe ve ek gıdalara geçince dışkılaması azalıp daha kıvamlı ve koyu olacaktır. Bebeğin bezi sıklıkla değiştirilmeli temizliğini önden arkaya doğru yapılmalıdır. Olası pişik durumunda ise doktorumuzun önereceği pomad veya kremi kullanmalıyız.

            Göbek bağı bakımında ise bebeğin göbeği bezin dışında kalmalıdır. Kuru ve temiz olmasına dikkat edilmelidir. Banyosuna özen gösterilmeli cildine uygun sabun kullanılmalıdır. Oda sıcaklığı 21 derece olmalıdır. En uygun uyuma pozisyonu ise sırtüstüdür.

            Son olarak bebeği ilk haftalarda kalabalık ortamlarda bulundurmamalıyız.